12 Eylül 2009 Cumartesi

KİTAPLAR...

Hayatımızdaki yeri ne? Bu suskun varlıklara ne kadar önem veriyoruz?

Şahsen ben bütün bildiklerimi söylediklerimi burda yazdıklarımı hep şu ana kadar okuduklarıma borçluyum. okudukça geliştiğimi hissediyorum. Düşüncelerimin...hatta duygularımın...ifadelerimin...Okudukça su gibi akıyor kelimelerim dudaklarımdan, kalemimden. Okumak için okumuyorum elbette. Tam tersine beni benle buluştursun bazen satırlarda kendimi buluyum, hatta unutuyum(!) diye okuyorum. Bilirsiniz dış dünya ne karışık ve ne yorucudur. Bu yüzden benliğimi dinlendirmek o karmakarışık dünyadan kopup farklı bir yolculuğa çıkmak için okuyorum. Farklı hayatların, farklı hikayelerin arasında olmak için okuyorum...
Bazen ara verdiğimde okumaya, kitlenip kalıyorum. Resmen okumamamın eksikliğini öyle apaçık görüyorum ki, ifadem zorlanıyor, yazılarım karışık bir hal alıyor, kelimelerim adeta boğuluyor boş anlamların içinde ... İşte ozaman koşuyorum kitaplarıma, başlıyorum okumaya ve başlıyorum kaldığım yerden su gibi akmaya...

İlginç ama ben gerçekten böyle hissediyorum.

Can dostum kitaplarım diyemem ama. Çünkü dertlerimden kaçıpta onlara sığınmak pek bir saçma geliyor bana. Ama manevi dünyam diyebilirim. Manevi dünyam ve başka alemlerim...

31 Ağustos 2009 Pazartesi

Huzur Sokağı


Bu kitabı şiddetle okumanızı tavsiye ediyorum..!
Özellikle dini bir kitap arayan ama sıkıcı olmamasını isteyenler için gerçekten çok hoş bir kitap. Biliyorum reklam yapıyorum:))ama mutlaka okumanızı istiyorum...
Okurken önyargılarınızı bir kenara bırakın herşeyden önce ki kitaptaki bazı düşünce akışları kitabı yarıda bıraktırmasın. Sağcılığı, solculuğu, açıklığı, kapalılığı...bütün bunları bir kenarda bırakın. Kendinizi normal sıradan bir insan olarak düşünün v okumaya başlayın. Bir zaman sonra ' bu ne ya bu kadar da olmaz ' diyebilirsiniz. Ama lütfen devam edin. Yarıya geldiğinizde kendi bildiklerinizde hesaplaşır gibi olacaksınız. Fikirleriniz karışabilir bir düğüm olayı yaşıyabilirsiniz. Ama bitirdiğinizde eminim o düğüm çözülmüş ve sizde kitaptan birşeyler almış olcaksınız.
Bunları kendi izlenimlerime dayanarak anlatıyorum. Kitapta 2 gencin dini yaşantıları ve aynı zamanda birbirlerine olan aşkı anlatılıyor. Bu kitap zamanında ' Birleşen Yollar ' adıyla da bir film haline gelmiştir.
Uzun lafın kısası gerçekten çok güzel ve okumaya değer.
Bazı yerleri okurken duygulanabilirsiniz de ama bir tek siz değilsiniz koyverin gitsin:)
Benimle aynı görüşte olmanız dileğiyle.
Sağlıcakla kalın,
İyi okumalar...

12 Ağustos 2009 Çarşamba

ÖSS Tercihlerinin Sonuçları Belli Oldu

Vatana millete ve gençliğimize hayırlı uğurlu olsun...

Gözü yaşlı olanlar, mutluluktan uçanlar...
iki kez girmiş ve her olasılığı yaşamış biri olarak hepsinin duygularını az çok anlayabiliyorum.

Umarım herkes bu koşuyu hakettiği gibi kazanmıştır...

Kazananları tebrik ediyorum ayrıca büyüük geçmiş olsun diliyorum...eee malum harç paraları..:D:D

Neyse bu kadar yeter

Görüşmek üzere........

9 Ağustos 2009 Pazar

Bilin Bakalım Bu Ne???

Bakın bakın. İyce bakın ne olduğunu sizde göreceksiniz. Evet neymiş. Bir koç! Nerdeymiş??Elektrik tellerinde.. Napıyor diye sormayın bende bilmiyorum. Mynette güncelleri gezinirken yakaladım. Artık ne kadar doğru olduğunu bilmiyorum. Norvençin Helgonsund kasabasında 4 metre yükselikte asılı olarak görülmüş ve dışardan birkimsenin cep telefonuyla bu şekilde kayda alınmış.





Ne keramettir artık...

Kaynak:

http://haber.mynet.com/detay/ilginc-haberler/elektrik-tellerine-koc-kondu/464388

3 Ağustos 2009 Pazartesi

İMTİHAN


Olur ya ayağın taşa çarpar, sendelersin.
Sakın kızma; ne taşa ne de taşı oraya taşıyana!
De ki: Dur bakalım bunda bir işaret olabilir.
Bir ders var burada, buradan akla akıl çıkabilir.
Ummadığın bir belaya uğradınsa sabret !
Kimseye tan etme aman, kimseye yakınma !
Şunu düşün: Bir şeyler murat edilmiştir elbet.
Nedir bunun hikmeti, ne dilendi hakkımda…
Acaba yine hangi eksiğimi giderecekler, şükür !
Hangi yüceliklere erilecek şu ufacık adımda !
Kalbim acaba hangi yücelik ufkuna salınacak ?
Alınacak yine bir murassa tahta konulacak.
Bana yine bir fütuhat gözüktü ne mutlu !
Aldıracaklar alamadığımı yine alacağım şimdi.
Bildirecekler bilemediğimi yine bileceğim şimdi.



Olur ya sabrın tükenir bir gün duramazsın,
Duramazsın yerinde, nefsini kandıramazsın…
Sakın acele etme, dur bir an için tefekkür et!
De ki: Dur bakalım bunda bir ders olabilir.
Bir şey olacak, bir şey ki uğruna durulabilir,
Bir şey olacak ki içimdeki zelzele ondandır…
İşte bu an tam durup seyretme anıdır, seyret!
Kopup gelen değerli mi değerli ganimet…
Belli ki çoğalacak, artacak, zenginleşeceksin.
Şuradan belli ki nefsinle yüzleşeceksin…
Tam o an, sabrın taşma anı, işte bu merak ediliyor,
Deneniyorsun anlasana, ne yapacağın sınanıyor…
O anda nefesini tutacak, olanı seyredeceksin…
Sıkacaksın dişini, iradenin mahmuzunu çekeceksin!
Göreceksin o anda dönecek bir şey, orası dönence.
Şaşıracaksın nasıl döndü bir anda hüznün sevince…
Sevinç mükâfatla daha da çoğalacak, göreceksin.
Deniz durulacak, avucunda inciye ereceksin…



Olur ya çareler tükenir bir gün, sen tükenirsin.
Elin attığın her yer tükenir, tükenmezi tüketirsin…
Her kapı kapanır ve sen hiç kapı kalmadı dersin...
İşte bu anda sakın bitme, dur bakalım de ve düşün!
De ki: Her şeyin bittiği anda bana tebessüm yakışır…
Her şey tükenmişse O var ya O’nsuz hayat kıştır…
Dur bakalım, buradan şimdi nasıl bir şey çıkacak?
Ne olacak şimdi kurban olduğum ne yapacak?
Her şeyin bittiği anda olacağı seyredebilmek…
İşte tam da bunun içindi bu çaresizliğe itilmek…
İtildin sen tam da bunu göresin ve hayran olasın…
Seyredesin olacağı ki O’na bir menzil daha varasın…


Olur ya birisi musallat olur sana, rahat vermez…
Ne halden anlar ne bakıştan, hiç söz dinlemez…
İçinde bir magma harekete geçer, ateşlenirsin,
Patlayacaksın çaresiz meğerki biri haddini bildirsin…
Sakın patlama, kızma, dur bakalım de ve düşün!
Acaba bunu başıma saranın cilvesi ne ola?
Bunu başıma saranın bir kastı var, bu gerçek…
Beni deniyor, zaten hep denemişti, hep deneyecek…
Bilmek istediğinden değil nedir ölçüsü kabımın,
Zaten O’na malum her şey şu var ki adımın…
Yanına yazılacak sıfatı bana belletmektir niyeti…
Beni bana tanıtmaktır, nedir içimdekinin aidiyeti?
Evet, nedir aidiyetim, adım kimlerin yanında anılır?
Hangi taifedenim, ismim acaba kime danışılır?


Olur ya bir gün hülyaların biter, rüya görmez olursun…
Yürüyen cesede dönersin, aşkı hissetmez olursun…
Gözlerin donuklaşır, ayaklarında kalmaz hiç derman…
Sanki tek beklentin kalmıştır, gitsem, gelse de o ferman…
Böyle bir anda dur ve düşün; aman sakın aldanma!
İşte bu an imtihan anıdır, hemen aklını başına toparla!
İşte bu anda alıp nefesi içine sadece hamd edeceksin…
Hamd edecek, bakıp küllerine sadece teşekkür edeceksin…
Bakıp mefluç olmuş sinene belki gözlerin yaşaracak,
Yine de ağzından şükür dökülecek, sözlerin yaşaracak…
O anda bir Mesih nefesi yetişecek sana, buna inan!
Muhammedi bir heyecan fışkıracak sadrından…
Sana senden öte bir takat verilecek, dirileceksin,
Dirilecek ve yüceleceksin; gökler olacak harcın…


Google da rastgele dolaşırken çarptı gözüme bu şiir oldukçada anlamlı... okuyan olursa kendısıne bıseyler katmasını ıstedım ve paylaştım. Umarım her okuyan kendinden bişeyler bulabilir ve kendiyle yüzleşebilir...

Saygılar

18 Temmuz 2009 Cumartesi

Kişisel Bi'şey

Hayat çok acımasız. İncitici, yaralayıcı. İnsanların sözleri bıçak gibi... Hep ayaktayım sandım ama hiç toparlanamadım. Yaşımın 10 yıl sonrasını yaşıyorum sanki. Yüküm ağır! Pembe umutlarla dolu dünyamda karanlıklara boğuldum. Zaman geçer mi, bu sızı diner mi?
Ardıma bakmadan, kendimi unutup kimseyi düşünmeden, sadece kendim içiin yürüyebilecek miyim yolumda. Kimse sevdirmesin bu hayatı bana. O bir tek kişiyle güzel! Hiçbirşeyi düşünmeden, görmeden O'nun kollarında güzel olucaktır. Sağ çıkar mıyım o güne? Engellerim bitmiycek gibi. Zorla vazgeçirmeye kararlı kader umutlarımdan, hayallerimden... Boyun eğdirmeye kararlı. Yoruldum(!) demiycem. Ama yalnızlığımı bastıramıyorum, paylaşamıyorum. Mücadele etmeliyim ama geç kalmışlığı yaşamak istemiyorum. Yabancı bir yerde, yabancı insanların arasında, ezik gibi hatta yetim gibi(!), bir başıma... Kendimi öyle yanlız hissediyorum ki. Her yer burnumda tütüyor, herkes...
Olmuyor, yapamıyorum, alışamıyorum. İçimdekileri atamıyorum, Kimseye birşey anlatamıyorum. Bir şeylerin eksikliğini hissediyorum. Kendi çabalarımla bir yerlere gelmeye çalışıyorum. Bunları haketmedim. Çok bir şey istemedim ben hiç bir şey istemedim. Hayallerimin peşinden koşarken arkamda birileri olsun istedim.
Tutunmaya çalışıyorum...seni çok özledim.

17 Temmuz 2009 Cuma

Kalbimin Penceresi


Sen kalbimin aşk penceresinden
Bütün sıcaklığınla süzülüp girdin.
Sabah güneşi gibi aydınlık berrak
Girdin kalbime iyice gör bak.
En temiz duyguyu aşılayan sensin
Sensin karanlık dünyamı aydınlatan.
Baharda açan çiçekleri, öten kuşları
İlk defa sensin bana gösteren.
Sen bütün berraklığınla kalbime dolan
Karanlık olmadığını dünyanın
Sensin bana anlatan.
Sen o pencereden süzülüp giren
Sen bana yaşama arzusu veren
Seninle beraber bir şey daha süzüldü içime
Kalp penceremden...
Seni kaybetmenin korkusu doldu içime
Bir korku ki beni perişan eden
Bu korkuyu kalp penceremden sen fırlat
Yalnız seninle dolsun kalbim
Ve o pencereyi yalnız sen kapat!

15 Temmuz 2009 Çarşamba

Ne Olcak Bu Memleketin Hali??

Ne kadar tanıdık bu soru değil mi? Evet, ne olcak bu memleketin hali? Hakikatten ne olcak? Tamam elbette tek başıma ben kurtaramam bu vatanı. Ama bazı gercekler varki bir Türk genci olarak içimi sızlatıyor ve soruyorum kendime ne olcak bu memleketimizin hali??
Evvela dün okuduğum bir haber bugün biraz daha körüklenince acayip sıkıntı yarattı içimde. Ne kadar tazedir tabi bilemem ama yanlış bilgi vermek istemem illerimizin bir tanesinde okullarda söylenen
' andımız ' ın kalkması için kampanyalar başlatılmış. Evet hani şu ' Türküm, doğruyum...' diye başlayan,
' Ne mutlu Türküm diyene ' ile şanlı bir cümle ile biten, bizi Türk yapan andımız. Büyük bir şok içersinde, tedirgin, korkulu, şüpheli bir şekilde okudum haberi...Söylentilere göre neymiş, ülkemizde yaşayan ermeni, çerkez, kürtlere karşı hakaretmiymiş, saygısızlıkmıymış neymiş bu kısımdan tam bir bilgim yok doğrusu.
Gidişatımız hiçte iyi sarmıyor bana. Bölünmeye başlar mıyız yakında?? Ülkede kürt, ermeni hep birlikte yaşıyoruz diye bayrağımızda kalkarmı? İşte şimdi sinirlerim harekete geçiyor...
Burası TÜRKİYE CUMHURİYETİ ' dir. Dili TÜRKÇE, bayrağıda al kırmızı üzerine beyaz ay ve yıldızdır. Bu topraklar üzerinde yaşayan herkes Türklüğümüzü, bayrağımızı ve dilimizi kabul etmek zorundadır. Tamam ermenisi, kürtü, çerkezi hepsi kardeşimdir. Ama kimse kalkıpta bayrağıma, milliyetime, Türklüğüme bir hakarette bulunmasın. Bu resmen saygısızlıktır!
Ne kadar asıllı olduğunu bilmiyorum ama eğer bu gerçekleşirse yakında İstiklal Marşı' mıza da bir kulp bulurlar.
İşte bu yüzden korkuyorum. Özümü kaybetmekten...Ne olcak o zaman benim şehitlerimin kanı?? Dökülen kanlar boşamı gidecek??
Ey ATAM! Uyanda bak şu Türk milletinin haline..!
Yapamadık Atam...bıraktığını tertemiz bir şekilde koruyamadık, kolluyamadık...
Ama kemiklerin sızlamasın. Ne pahasına olursa olsun bu topraklar üzerinde tek bir ocak tütünceye kadar bu bayrak asla inmiycek!
NE MUTLU TÜRKüM DİYENE!!

14 Temmuz 2009 Salı

Tepkisiz Millet.....

Zamanla çok tepkısız bır mıllet olmuşuz. Başımıza gelenlere sadece oturdugumuz yerden konusup ahkam kesmekle gecıyor omrumuz.. Sonrada ezılmekten somurulmekten sıkayet ediyoruz. Halbuki kafamızı kaldırıp bir baksak az bır cesaretle uzerımze dusenı yapsak kendımızı savunmak sesımızı cıkarmak soyledıklerımızı bıraz da uygulamak gibi...kaba kuvvet demiyorum...ama oturdugun yerden kımse senı tınlamaz bır sınek vızıltısıdır sesin...

Velhasıl kelam sözü şuraya bağlıycam. Ben kendi şahsıma gereken yerlere gereklı maıllerı attım bu okul harcları zammı ıcın. Her ne kadar ben magduru olmasam bıle bır genc olarak mıllet olarak bu haksızlıga bır ses cıkarmalıydım ve elımden gelenı de yaptıgımı dusunuyorum. Umarım fazlaca duyarlı oluruz...

9 Temmuz 2009 Perşembe

Kim Bu Blogun Sahibi?

Efendim bendeniz çekirdek bir ailenin ilk çocuğuyum. Acı ama gercek(!). İlk çocuk olmak her zaman iyi değil çünkü. ' Sen ablasın, sen büyüksün yapma..' vs. falan... Neyse bunlara hiç girmiyorum.
Kendi halinde, hatta okadar kendi halinde olduğu oluyorki dışardan dünyadan habersiz ruh gibi geziniyor bazen. Neyse ne diyorduk kendi halinde, uyumayı seven, tıkınmayı seven, müzik dinlemeyi, kitap okumayı, arada şiir yazcam diye kendini paralamayı seven...
Rock dinleyen ama rockcıyım diye övünmeyen...
Koyu bir Şebocu ( Şebnem Ferah )...
Sonuna kadar cimbomlu ( okadarki ölse takımını satmaz ama bilmeyen bilmez tabi..)...
Ölümüne Sarıyerli...
Sade ama sade bir insan.

Ha birde hayatında mühim öneme sahip ders kitaplarını unutmayalım...
Bir de çok eski sevdası olan kara kalem resimlerini...Profesyonelce bir şey değil ama maksat eğlence olsun:))

Efendim bu blogu kullanım amacıma gelince adı üstünde karalamadefteri. İçinde benden sayıklamalar saçmalamalarda dahil yeri geldi şiir, yeri geldi resim, yeri geldi yaralanabilceğiniz bilgilerde bulabilirsiniz.
Arada göz atarken yorumlarınızı ve fikirlerinizi paylaşırsanız çok sevinirim, benim için önemli olucaktır. Bu kadar gevezelik yeter

Teşekkürler, saygılar, iyi eğlenceler, iyi okumalar......

6 Temmuz 2009 Pazartesi

Nazımdan bir teselli

Her zamanki gibi yaşayacaksın sen. "Acılara tutunarak" yaşamayı öğreneli çok oldu. Hem ne olmuş yani, yalnızlık o kadar da kötü bir şey değil. Sen mutluluğu hiçbir zaman bir tek kişiye bağlamadın ki... Kentin hiç görmediğin sokaklarında gezip yeni yaşamlara tanık olmak da keyif verecek sana.Yine içeceksin rakını balığın yanında. Üstelik dilediğin kadar sarhoş olma özgürlüğü de cabası... Sen yüreğinin sesini dinleyenlerdensin ve biliyorsun asolan yürektir.Yürek sesi ne bilmeyenler, ya da bilip de duymayanlar acıtsa da içini unutma; yasadığın sürece o yürek var olacak seninle birlikte. Sen yeter ki koru yüreğini ve yüreğinde taşıdığın sevda duygusunu. Elbet bitecek güneşe hasret günler. Ve o zaman kutuplarda yetişen cılız ve minik bitkiler değil, güneşin çiçekleri dolduracak yüreğini...

N.Hikmet Ran

2 Temmuz 2009 Perşembe

SENİNLE ÖLMEK İSTİYORUM !!

Dağ başında bir avcı kulübesi
Yerler diz boyu kar
Ocakta ateş
Dışarıda rüzgar
Hadi gel
Önce sevişmeliyiz uzun uzun
Yerdeki ayı postunun üzerine uzanmalıyız
Bütün vücudunu santimetrekarelere ayırıp
Birer birer öpmeliyim
Ve sonra sımsıkı sarılmalıyım sana
Böylece ölmeliyiz
Aradan yıllar geçip
Bizi buldukları zaman
Etlerimiz çürümüş olsa da
Kemiklerimiz ayrılmamalı birbirinden
Hadi gel
Nefes almak hüner değil
Seninle ölmek istiyorum.

Karıma Mektup

11-11-1933
Bursa Hapishanesi

Bir tanem!
Son mektubunda:
´Başım sızlıyor yüreğim sersem! ´ diyorsun.
´Seni asarlarsa seni kaybedersem; diyorsun; ´yaşıyamam! ´
Yaşarsın karıcığım,
kara bir duman gibi
dağılır hatıram rüzgarda;
yaşarsın kalbimin kızıl saçlı bacısı
en fazla bir yıl sürer
yirminci asırlılarda ölüm acısı.
Ölüm bir ipte sallanan bir ölü.

Bu ölüme bir türlü razı olmuyor gönlüm.
Fakat emin ol ki sevgilim;
zavallı bir çingenenin kıllı,
siyah bir örümceğe benzeyen eli
geçirecekse eğer ipi boğazıma,
mavi gözlerimde korkuyu görmek için
boşuna bakacaklar Nazıma!

Ben,
alaca karanlığında son sabahımın
dostlarımı ve seni göreceğim,
ve yalnız yarı kalmış bir şarkının
acısını toprağa götüreceğim...

Karım benim!
İyi yürekli
altın renkli,
gözleri baldan tatlı
arım benim:
ne diye yazdım sana
istendiğini idamımın,
daha dava ilk adımında
ve bir şalgam gibi koparmıyorlar
kellesini adamın.

Haydi bunlara boş ver.
Bunlar uzak bir ihtimal.
Paran varsa eğer
bana fanila bir don al,
tuttu bacağımın siyatik ağrısı,
Ve unutma ki
daima iyi şeyler düşünmeli
bir mahpusun karısı.

Nazım Hikmet

YAŞAMAK

Biliyorum, kolay değil yaşamak,
Gönül verip türkü söylemek yâr üstüne;
Yıldız ışığında dolaşıp geceleri,
Gündüzleri gün ışığında ısınmak;
Şöyle bir fırsat bulup yarım gün,
Yan gelebilmek Çamlıca tepesine...
-Bin türlü mavi akar Boğaz'dan-
Her şeyi unutabilmek maviler içinde.
Biliyorum, kolay değil yaşamak;
Ama işte
Bir ölünün hâlâ yatağı sıcak,
Birinin saati işliyor kolunda.
Yaşamak kolay değil ya kardeşler,
Ölmek de kolay değil;
Kolay değil bu dünyadan ayrılmak

Her Gün Seninle


Güzel olan
Her günü seninle tekrar tekrar yaşamak
Erimek yarını olmayan zamanlarda
Durdurmak bir yerde bütün saatleri
Bütün kuralları kırıp parçalamak
Sonra varmak o yerlere
Mevsimlere dur demek
Kar yağarken çiçek açtırmak ağaçlara
Güneşi bir akşam saatinde tutup bırakmamak
Sonra doldurmak ay ışığını kadehlere
Delicesine içmekVe unutabilmek her şeyi ansızın
Sevmek seni en yücesiyle sevgilerin
Birlikte geçmiş, gelecek bütün çağları aşmak
Güzel olan
Sevmek seni Tanrılar gibi
Seninle Tanrılaşmak...
Bir gün bu akan sele dur diyeceğim, göreceksin
Ne bu şehir kalacak
Ne bu duygusuz sürü
Bu korkunç kalabalık
Her vapur seni getirecek bana
Bütün istasyonlarda seni bekleyeceğim
Kapılar sana açılacak
Senin için söylenecek şarkılar
Şiirler senin için yazılacak
Her evde bir resmin
Her meydanda bir heykelin olacak
Ve sen kimi gün bir rüzgar gibi
Kimi gün denizler gibi, bulutlar gibi
Kopup ötelerden, ötelerden
Yalnız bana geleceksin
Bir gün bu akan sele dur diyeceğim göreceksin.
Ben eskimeyen tek güzelliği sende gördüm
Sende buldum erişilmez hazları
Yanında sıyrıldım korkulardan, yalanlardan
Duyguların en ölmezini sende duydum
Susuzluğum dudaklarında dindi
Yalnızlığım ellerinde
Çoğu gün unuttum açlığımı
Sende doydum...
İlk defa seninle bütünlendim, anlıyor musun
Anladım yaşadığımı her nefes alışta
Seninle geçtim bütün zamanlardan
Seninle var oldum
Eridim seninle bir sonsuz çalkanışta.
Boynunda bir yer vardır, ben bilirim
Ne zaman oradan öpsem,
Değişir gözlerinin rengi
Yanar dudakların, terler avuçların
Dökülür kapkara aydınlık gibi
Omuzlarına saçların
Gitgide artar kalbinin vuruşları
Bir musiki halinde dünyamı doldurur
Ansızın bütün sesler kesilir
Zaman durur
Bir baş dönmesi başlar o en yükseklerde
Her gün seninle yeniden var oluruz
Eriyip kaybolduğumuz yerde...
Sesini duymadığım gün
Yaşanmış değil
Açan çiçek değil
Öten kuş değil
Yüzünü görmediğim gün
İçimde yıldızlar sönük
Güneşler güneş değil
Seni sevmediğim gün
Seni anmadığım gün
Olacak iş değil...
Her günüm seninle geçsin
O güneşe en yakın
Kimsenin varamayacağı bir dağ başında
Uçsuz bucaksız uzak denizlerde
İnsan ayağı değmemiş ormanlarda
Uzaklarda, en uzaklarda
O gemilerin uğramadığı limanlarda
Işığım ol, alınyazım ol benim
Vatanım ol, evim ol
Yeter ki bir ömür boyu benim ol
Her günüm seninle geçsin...

Ü. Yaşar Oğuzcan

Hürriyete Doğru


Gün doğmadan
Deniz daha bembeyazken çıkacaksın yola
Kürekleri tutmanın şehveti avuçlarında
İçinde bir iş görmenin saadeti
Gideceksin
Gideceksin ırıpların çalkantısında
Balıklar çıkacak yoluna karşıcı
Sevineceksin
Ağları silkeledikçe
Deniz gelecek eline pul pul
Ruhları sustuğu vakit martıların
Kayalıklarındaki mezarlarında
Birden
Bir kıyamettir kopacak ufuklarda
Denizkızları mı dersin, kuşlar mı dersin
Bayramlık seyranlar mı dersin, şenlikler cümbüşler mi
Gelin alayı, teller, duvaklar, donanmalar mı
Heeeey
Ne duruyorsun be at kendini denize
Geride bekleyenin varmış aldırma
Görmüyor musun her yanda hürriyet
Yelken ol, kürek ol, dümen ol, balık ol, su ol
Git gidebildiğin yere


Orhan Veli Kanık

29 Haziran 2009 Pazartesi

Hayyam' dan yıne dörtlükler

Ey zaman, bilmez misin ettiğin kötülükleri?
Sana düşer azapların, tövbelerin beteri.
Alçakları besler, yoksulları ezer durursun:
Ya bunak bir ihtiyarsın, ya da eşeğin biri.

----------------------

Akılla bir konuşmam oldu dün gece;
Sana soracaklarım var, dedim;
Sen ki her bilginin temelisin,
Bana yol göstermelisin.
Yaşamaktan bezdim, ne yapsam?
Birkaç yıl daha katlan, dedi.
Nedir; dedim bu yaşamak?
Bir düş, dedi; birkaç görüntü.
Evi barkı olmak nedir? dedim;
Biraz keyfetmek için
Yıllar yılı dert çekmek, dedi.
Bu zorbalar ne biçim adamlar? dedim;
Kurt, köpek, çakal, makal, dedi.
Ne dersin bu adamlara, dedim;
Yüreksizler, kafasızlar, soysuzlar, dedi.
Benim bu deli gönlüm, dedim;
Ne zaman akıllanacak?
Biraz daha kulağı burkulunca, dedi.
Hayyam' ın bu sözlerine ne dersin, dedim;
Dizmiş alt alta sözleri,
Hoşbeş etmiş derim, dedi.

--------------------

O bilginler ki evrenin özetidirler;
Düşüncelerinin atı göklerde gezer;
İş kavramaya gelince
Senin özünü Şaşkınlıktan
Felek gibi başları döner.



27 Haziran 2009 Cumartesi

söz


" Bir şeyin imkansız olduğuna inanırsanız, aklınız bunun neden imkansız olduğunu size ispatlamak üzere çalışmaya başlar. Ama bir şeyi yapabileceğinize inandığınızda, gerçekten inandığınızda, aklınız yapmak üzere çözümler bulma konusunda size yardım etmek için çalışmaya başlar. "

Dr. David J. Schwartz

hoşuma gitti paylaşmak istedim:)

19 Haziran 2009 Cuma

Hayyam' dan

İçin temiz olmadıksan sonra
Hacı hoca olmuşsun, kaç para!
Hırka, tespih, post, seccade güzel;
Ama Tanrı kanar mı bunlara?

--------------------

Felek ne cömert ne aşağılık insanlara!
Han hamam, dolap değirmen, hep onlara.
Kendini satmıyan adama akmek yok:
Sen gel de yuh çekme böylesi dünyaya!

-------------------

Sevgili, seninle ben pergel gibiyiz:
İki başımız var, bir tek bedenimiz.
Ne kadar dönersem döneyim çevrende:
Er geç baş başa verecek değil miyiz?

-------------------

Leyla isteyen kişi Mecnun olmalı;
Kendinden de, dünyasından da geçmeli.
Sevenlerin sofrasına çağrılınca
Ben körüm, ben dilsizim demeli.

-------------------

Dünya üç beş bilgisizin elinde;
Onlarca her bilgi kendilerinde.
Üzülme; eşek eşeği beğenir:
Hayır var sana "kötü" demelerinde.

18 Haziran 2009 Perşembe

boyle sevdınizmı?okumaya değer

B Ö Y L E S E V M E L İ S İ N(*sevdıcegıme)
Acıları kurutmalısın,yüreğindeki sayfalarda.
Umut olmalı,heyecan olmalı gözlerinde
Hüzünlerden kederlerden uzak olmalısın
Hayat bulmalısın ,huzur dolmalısın
İşte yaşamak bu,nefes almak bu demelisin
Gözlerimi düşündükce daha fazla sevmelisin
Bende seni senin gibi öyle sevmeliyim.
Korktuğumda sıkıca sarılabilmeliyim sana,
Üşüdüğümde soğuktan titrediğimde
Sen ısıtmalısın beni yüreğinle
Çocuklaşıp ağladığımda okşamalısın saçlarımı,
Tesellim olmalısın tesellin olmalıyım.
Yüreğinde merhamet düşüncelerinde vicdan olmalı,
Bütün güzelliklere kalbinde yer açmalısın.
Düşenlerin dostu,gülenlerin huzuru
Ağlayan herkesin umudu olmalısın.
Yağmurlar gibi yağmalısın,bir adım gelene,
Şimşekler gibi çakmalısın,karanlıkta gezene
Güneş gibi doğmalısın,garibanın gönlüne,
Yıldırım gibi düşmelisin,zalimlerin üzerine
Sen hep böyle olmalısın.
Ben seni sevdiğimden gurur duymalıyım
Acılara gülümseyebilmelisin
Hayat denizinden attığın her oltaya
Gülücükler takılmalı,umutlar yakalamalısın,
Umutların bugün doğmuş bebek gibi olmalı
Geçen her zaman büyütmeli onları
Bazen küçük bir tebessümün yaşatmalı beni
Bazende koca bir yürekten akan sevgin.
Sevdamız sınırsız ve ölümsüz olmalı
Biz toprak olsakta sevgimiz dillerde dolaşmalı.
Ne varsa hayata dair paylaşmalısın benimle
Acılarını,sevinçlerini vede korkularını bilmeliyim.
Gözyaşlarımızı gizlemeden ağlayabilmeliyiz,
Sevinçlerimizi paylaşıp gülebilmeliyiz,
Korkularını anlatmalısın hiç çekinmeden
Korktuğunda hiç kimselerin bilmediği sığınağın olmalıyım.
Korkuları birlikte yenmeliyiz.
Sevmediklerini söyleyebilmelisin bana, bende sana
İçimde olmalısın yanımda yoksan bile
Hissetmeliyim varlığını fizanda olsan yinede
Tutkunsam,yanıksam sevdalıysam sana
Bedeli ölüm olmamalı, yaşatmalı beni
Senin vazgeçilmezin ben olmalıyım
Sende benim vazgeçilmezim olmalısın
Paylaşmak istemediğin tek varlık ben olmalıyım
Sen paylaşılmazım olmalısın
Beni herşeyimle kabullenmelisin
Ben buyum,böyleyim
Diyebilmeliyim korkusuzca!
Hüzünlendiğimde huzur bulduğum kucak,
Mutluluğumda sarıldığım beden olmalısın.
Bütün şarkılarım sana hitap etmeli
İç çekmelerimin nedeni
Şiirlerimin ilhamı
Bütün sohbetlerimin konusu sen olmalısın.
Bir anda dört mevsimi yaşatmalısın bana.
Sevginle kış ortasında baharı getirmelisin,
Beni düşündüğünde güneş doğmalı şehre
Bir daha asla batmamalı.
Bedenimdeki bütün hücrelerimde sen olmalısın.
Damarlarımda sen dolaşmalısın,
Damarlarında dolaşmalıyım kan yerine
Hücrelerinde hissetmelisin beni bende seni
Canım olmalısın sen yaşatmalısın beni
Canın olmalıyım ben yaşatmalıyım seni.
Sen ve ben olmamalı Türkçe'de ve diğer dillerde,
Biz olmalıyız yalnızca biz
Tek yürek, tek beden,
Tek can olmalıyız.
Ben beni, sende yaşamalıyım
Sende seni,bende yaşamalısın.
Masallar anlatmalısın aşka dair,
Sevdalar işlemelisin yüreğinle yüreğime
Ayrılık kelimesi geçmemeli sözlerinde
Sen saçlarımı okşarken yanımdayken bile,
Yüreğimdeki denizlerden,hasret şiirleri haykırmalıyım
Bütün çılgın dalgalar,fısıldamalı kulağına
Kahverengi gözlerin yaşamamın tek nedeni olmalı
Saçların rüzgar olup göyaşlarımı kurutmalı
Uzaklardada olsak düşünmemeliyiz mesafelerle ayları
Zaman kavramı olmamalı içimizde
Sevgimiz büyümeli sığmamalı yüreğimize
Taşmalıyız ırmaklar gibi
Coşmalıyız ilkbaharda dereler gibi
Çöllerde Vaha olmalıyız
Bozkırlar sevgimizle yeşile dönmeli
Gözlerin karanlıkta ışığım olmalı
Sözlerin bilinmezliklere uçurmalı
Bulmacaların olmalıyım
Beni sen çözmelisin
İpuçların olmalıyımki,rahatlayabilesin
Benim olmalısın baenimsin diyebilmeliyim.
Senin olmalıyım,benimsin diyebilmelisin.
Bütün duyguların bende yoğunlaşmalı
Seviyorsan tek sevdiğin ben olmalıyım
Kızabilmelisin bana bağırıp çağırabilmelisin
Küsebilmelisin bana, arasıra çekip gitmelisin.
Geri bana gelebilmelisin
Yenebilmelisin gururunu
Sevdiğini defalarca söylemelisin
Nefretini bütün açıklığıyla haykırmalısın
Sitem etmelisin edebilmelisin bana
Öfkeni yenebilmek için tokat bile atabilmelisin
Seni herhalinle sevebilmeliyim.
Bir damla suyu bir parça ekmeği
Oturup katıksız yemeliyim senle
Kimseler bilmemeli açlığımızı bile
Sana ve bana ait ne varsa paylaşmalıyız senle
Verdiklerinle değil yalın halinlede
Sevmeliyim hissetmeliyim seni.
Düşüncelerinde yalnızben olmalıyım
Hayalimle yüreğini ben süslemeliyim.
Gözlerindeki aşk kıvılcımıyla yalnız ben yanmalıyım.
Ve de benim ateşimle sen yanmalısın
Yüreğinle sarmalı,gözlerinle ısıtmalısın
Tenime her dokunuşunda ben inlemeliyim
Sen hiç tatmadığın kadar haz almalısın
Ve hiç bir zaman doymamalısın bana
Bende sana doymamalıyım
İhanetlerini aldatmalarını bilmeliyim
Açıkca söylemelisin bana
Bugün A şahsi ile seviştim diyebilmelisin
Fakat o an hayalinde ben olmalıyım
Öptüğün o tenin kokusunda hissetmelisin beni
Bedenine sahip olmalı o her kimse yüreğin vede aldığın haz bana ait olmalı
Senleyken korkmamalıyım ölümden bile
Senin gibi mert senin gibi erkek olmalıyım
Yiğitliğin destanını öğretmelisin bana
Sonra cahilliğimi yüzüme vurmamalısın
Git dediğinde surat asmadan gitmeliyim
Kal dediğinde ateşinle daha çok yanmalıyım.
Yüreğimden gelen sesle erkeğimsin diyebilmeliyim
Böyle sevmelisin beni,bende seni
Senin ruhun bende olmalı
Benim ruhum sende
Sen öldüğünde bende yaşamamalıyım..
İşte bitanem böyle sevmelisin beni
Bende seni
Kabülümsün,
Vazgeçilmezlerinle,
Olmazsa olmazlarınla..
Bende senin kabulünsem,
Hazırım...
Hazırım senle tüm savaşlara....

16 Haziran 2009 Salı

Bir kadını ağlatmak

.. Ve kadın ağlar; hem de çok !
Sanmayın ki gidene ağlar kadın !
Gidenin giderken koparttığı yerdir onu ağlatan, orada bıraktığı yaradır.
O yaranın hiç kapanmayacağını, kapansa bile izinin kalacağını bilir kadın; o yüzden ağlar.
Ama bilir misiniz, ağlamak kadınları olgunlaştırır.
Her damla, daha çok kadın yapar kadınları.
Her damla bir derstir çünkü.
Bazen kadınlar ağladığında çoğu insan, ağlama niye ağlıyorsun ki, değmez onun için derler. Bilmediklerindendir böyle demeleri.
Çünkü yürekleri acıyan kadınlar ağlamazlarsa, ölürler. .. .

Aziz Nesin- Bir Kadını Ağlatmak : !

La Minör çırpınışlar

Üzerine
Gün doğmamış düşler,
Sayıkladığında kırık rüzgar baladlarını
Kaç aşk boyudur zaman
Bilir misin?
" Sessizliğime saklanıp
Dolaşırken kuytularımda
Hayat yalınayak bir öpücük,
Baharsa düşmekte saçlarından.
Kahküllerinde damıttığım gözyaşlarım
Ruhunda imbiklenişler ,
Hayallerimi yatırışlarım!!!
Sonrası bir dala tutunma arzusuyla
Goncalarında jale olmak.
O gecenin sabahında
Sen daha gözlerini açmadan,
Süren rüyalarının bir yerinden
Sokuluvereceğim irem bahçelerine.
Biliyorsun ki
Dünden kalan ve de yarına ait
Her şeyi yaktım gözlerinde...
Şimdi senle sarılıp sımsıkı
Poz vereceğiz güneşe ve
Ölümsüz kılmak için zamanı
Tâb olacağız gökyüzüne.
Odanın bir yerlerinde unutulmuş
Bir zamanların şaşaalı Müzik Dolabından
Bir kırkbeşlik sarıverecek sevdayı.
Ardından Sana yazdığım o şarkının
La minör çırpınışları aksedecek
Şöminenin alaz senkromlarında.
"Gözlerine uygun renk bulamadım
Hangisi olsa içim yanıyor
Tenine uygun çiçek bulamadım
Hepsi kokusunu senden alıyor…" ***
Bittiğinde Şarkımız ;
Uzanıp söyleyen dudaklara,
Kaydedeceğim
Veda buselerini
Sevda demirbaşlarına.
Ölüp cehenneme giden bir adam hakkındadır bu öykü.
Şeytan bu adamı nefis yemek kokuları gelen bir odaya götürür. Odanınortasında büyük bir tencere ve çevresinde oturan insanlar vardır. Bu çok zayıf, bir deri bir kemik kalmış insanlar acıyla inlemektedir. Cehenneme yenigelen bu adam tencerenin çevresindeki insanların ellerinde kepçeye benzer, uzunsaplı kaşıklar görür. Kaşıklar ellerine bağlıdır. Kaşığı tencereye daldırabilmekte ama hiçbir şey yiyememektedirler. Çünkü kaşıkların sapı o kadaruzundur ki, ellerindeki kaşıkları bir türlü ağızlarına götürememektedirler... Lütfen der adam 'bana bir de cenneti gösterir misin? Elbette der şeytan; ''Sonsuzlukta birkaç dakikanın ne önemi var'' der ve onu cennete götürür.Adam cennete girince hem çok şaşırır hem de kafası karışır. Gördüğü manzaranın cehennemdekinden hiçbir farkı yoktur. Yalnızca insanlar mutlu ve sağlıklıdır, kahkahalarla gülmektedirler.''Anlayamadım der. Herşey aynı, herkesin ellerine bağlı uzun saplı kaşıklar var ve hepsi de bir tencerenin çevresinde oturuyorlar. Farklı olan nedir? Neden burası cennet ''Şeytan adamın sorusunu yanıtlamaz. Tam çıkarken, adam başını bir kez daha çevirir ve olan biteni anlar. Herkes ellerindeki uzun saplı kaşıklarla birbirlerini beslemektedir.....!
Sonuç olarak, ''Hepimiz bir bütünün parçasıyız ve hepimizin bir başkasına gereksinimi var..! Hepimiz birbirimizin tek kanatlı meleğiyiz. Uçabilmemiz için kucaklaşmamız gerekir''

BiLmece:))

adamın biri 6 tane bayanın icinde abdest alıyor. ordan gecen mahalle imamı da adama "6 tane bayanın icinde abdest almak hos degil bir erkek icin" der.adam da,"onların hepsi yakınım der. " 2 tanesi kızım, 2tanesi kız kardesim, 1 tanesi annem ve bunların hepsinin annesi de benim karımdır" der....
hepsinin annesi nasıl olur da karısı olur?? sakın aklınıza kötü bir sey gelmesin. bu olay Batman'da gercekten yasanmıs...

Külümün içinde külün

KÜLÜMÜN İÇİNDE KÜLÜN
Ben senden önce ölmek isterim.
Gidenin arkasından gelen gideni bulacak mı zannediyorsun?
Ben zannetmiyorum bunu.
İyisi mi, beni yaktırırsın, odanda ocağın üstüne korsun
içinde bir kavanozun.
Kavanoz camdan olsun,
şeffaf, beyaz camdan olsun
ki içinde beni görebilesin...
Fedakârlığımı anlıyorsun :
vazgeçtim toprak olmaktan,
vazgeçtim çiçek olmaktan
senin yanında kalabilmek için.
Ve toz oluyorum yaşıyorum yanında senin.
Sonra, sen de ölünce kavanozuma gelirsin.
Ve orda beraber yaşarız
külümün içinde külün,
ta ki bir savruk gelin yahut vefasız bir torun
bizi ordan atana kadar...
Ama biz o zamana kadar o kadar karışacağız ki birbirimize,
atıldığımız çöplükte bile zerrelerimiz
yan yana düşecek.
Toprağa beraber dalacağız.
Ve bir gün yabani bir çiçek
bu toprak parçasından nemlenip filizlenirse
sapında muhakkak iki çiçek açacak :
biri sen
biri de ben.
Ben daha ölümü düşünmüyorum.
Ben daha bir çocuk doğuracağım.
Hayat taşıyor içimden.
Kaynıyor kanım.
Yaşayacağım, ama çok, pek çok, ama sen de beraber.
Ama ölüm de korkutmuyor beni.
Yalnız pek sevimsiz buluyorum
bizim cenaze şeklini.
Ben ölünceye kadar da bu düzelir herhalde.
Hapisten çıkmak ihtimalin var mı bu günlerde?
İçimden bir şey :
belki diyor.
18 Şubat 1945
Piraye - Nâzım Hikmet

güzel bir hikaye

Birgün;çelimsiz,küçük bir kız çocuğu,sokağın köşesine oturmuş; yiyecek, para ya da alabileceği herhangi bir şey için dileniyordu. Üzerinde yırtık pırtık giysiler vardı; yüzü gözü kir içinde ve perişan bir haldeydi.
Kız dilenirken, sokaktan genç, canlı ve iyi görünümlü bir adam geçti. Kızı fark etmişti ama belli etmemek için dönüp ikinci kez bakmadı. Büyük ve lüks evine,mutlu ve rahat ailesinin yanına geldiğinde,çok güzel hazırlanmış akşam sofrası onu bekliyordu. Fakat az sonra düşünceleri tekrar o fakır kıza takılıverdi. Duyguları bir şeylere itiraz ediyordu. Sonra kolay yolu tercih etti ve itirazlarını Allah'a yöneltti. Böyle durumların var olmasına izin verdiği için... Ve şöyle bir cümleyle yakındı içinden: ''Böyle bir şeyin olmasına nasıl müsaade ediyorsun? Neden o küçük kıza yardım için bir şeyler yapmıyorsun Allahım? ''
Sonra ruhunun derinliklerinden gelen bir cevap işitti:

''Yaptım...SENİ YARATTIM!..''

yaşama dair

Belki uzun belki de kisa bir yoldasiniz ...
Her basarisizlik sizin icin birer kavsak ...
Endiseleriniz birer viraj ...
Arkadaslariniz bazen gaz pedali olur bazen fren...
Dusmanlariniz trafik isiklarindaki kirmizi ...
Aileniz yolunuzdaki uyari tabelalari ...
Is hayatiniz ise engebeli bir arazi ...
Ama...
Deponuz prensiplerinizle doluysa,
Motorunuz iradeniz kadar saglamsa,
Inandiginiz hersey sigortaniz olmussave yan koltukta Tanri'nin varligini her zaman Hissediyorsaniz...
Dilediginiz yere mutlaka varacaksiniz ...