18 Temmuz 2009 Cumartesi

Kişisel Bi'şey

Hayat çok acımasız. İncitici, yaralayıcı. İnsanların sözleri bıçak gibi... Hep ayaktayım sandım ama hiç toparlanamadım. Yaşımın 10 yıl sonrasını yaşıyorum sanki. Yüküm ağır! Pembe umutlarla dolu dünyamda karanlıklara boğuldum. Zaman geçer mi, bu sızı diner mi?
Ardıma bakmadan, kendimi unutup kimseyi düşünmeden, sadece kendim içiin yürüyebilecek miyim yolumda. Kimse sevdirmesin bu hayatı bana. O bir tek kişiyle güzel! Hiçbirşeyi düşünmeden, görmeden O'nun kollarında güzel olucaktır. Sağ çıkar mıyım o güne? Engellerim bitmiycek gibi. Zorla vazgeçirmeye kararlı kader umutlarımdan, hayallerimden... Boyun eğdirmeye kararlı. Yoruldum(!) demiycem. Ama yalnızlığımı bastıramıyorum, paylaşamıyorum. Mücadele etmeliyim ama geç kalmışlığı yaşamak istemiyorum. Yabancı bir yerde, yabancı insanların arasında, ezik gibi hatta yetim gibi(!), bir başıma... Kendimi öyle yanlız hissediyorum ki. Her yer burnumda tütüyor, herkes...
Olmuyor, yapamıyorum, alışamıyorum. İçimdekileri atamıyorum, Kimseye birşey anlatamıyorum. Bir şeylerin eksikliğini hissediyorum. Kendi çabalarımla bir yerlere gelmeye çalışıyorum. Bunları haketmedim. Çok bir şey istemedim ben hiç bir şey istemedim. Hayallerimin peşinden koşarken arkamda birileri olsun istedim.
Tutunmaya çalışıyorum...seni çok özledim.

17 Temmuz 2009 Cuma

Kalbimin Penceresi


Sen kalbimin aşk penceresinden
Bütün sıcaklığınla süzülüp girdin.
Sabah güneşi gibi aydınlık berrak
Girdin kalbime iyice gör bak.
En temiz duyguyu aşılayan sensin
Sensin karanlık dünyamı aydınlatan.
Baharda açan çiçekleri, öten kuşları
İlk defa sensin bana gösteren.
Sen bütün berraklığınla kalbime dolan
Karanlık olmadığını dünyanın
Sensin bana anlatan.
Sen o pencereden süzülüp giren
Sen bana yaşama arzusu veren
Seninle beraber bir şey daha süzüldü içime
Kalp penceremden...
Seni kaybetmenin korkusu doldu içime
Bir korku ki beni perişan eden
Bu korkuyu kalp penceremden sen fırlat
Yalnız seninle dolsun kalbim
Ve o pencereyi yalnız sen kapat!

15 Temmuz 2009 Çarşamba

Ne Olcak Bu Memleketin Hali??

Ne kadar tanıdık bu soru değil mi? Evet, ne olcak bu memleketin hali? Hakikatten ne olcak? Tamam elbette tek başıma ben kurtaramam bu vatanı. Ama bazı gercekler varki bir Türk genci olarak içimi sızlatıyor ve soruyorum kendime ne olcak bu memleketimizin hali??
Evvela dün okuduğum bir haber bugün biraz daha körüklenince acayip sıkıntı yarattı içimde. Ne kadar tazedir tabi bilemem ama yanlış bilgi vermek istemem illerimizin bir tanesinde okullarda söylenen
' andımız ' ın kalkması için kampanyalar başlatılmış. Evet hani şu ' Türküm, doğruyum...' diye başlayan,
' Ne mutlu Türküm diyene ' ile şanlı bir cümle ile biten, bizi Türk yapan andımız. Büyük bir şok içersinde, tedirgin, korkulu, şüpheli bir şekilde okudum haberi...Söylentilere göre neymiş, ülkemizde yaşayan ermeni, çerkez, kürtlere karşı hakaretmiymiş, saygısızlıkmıymış neymiş bu kısımdan tam bir bilgim yok doğrusu.
Gidişatımız hiçte iyi sarmıyor bana. Bölünmeye başlar mıyız yakında?? Ülkede kürt, ermeni hep birlikte yaşıyoruz diye bayrağımızda kalkarmı? İşte şimdi sinirlerim harekete geçiyor...
Burası TÜRKİYE CUMHURİYETİ ' dir. Dili TÜRKÇE, bayrağıda al kırmızı üzerine beyaz ay ve yıldızdır. Bu topraklar üzerinde yaşayan herkes Türklüğümüzü, bayrağımızı ve dilimizi kabul etmek zorundadır. Tamam ermenisi, kürtü, çerkezi hepsi kardeşimdir. Ama kimse kalkıpta bayrağıma, milliyetime, Türklüğüme bir hakarette bulunmasın. Bu resmen saygısızlıktır!
Ne kadar asıllı olduğunu bilmiyorum ama eğer bu gerçekleşirse yakında İstiklal Marşı' mıza da bir kulp bulurlar.
İşte bu yüzden korkuyorum. Özümü kaybetmekten...Ne olcak o zaman benim şehitlerimin kanı?? Dökülen kanlar boşamı gidecek??
Ey ATAM! Uyanda bak şu Türk milletinin haline..!
Yapamadık Atam...bıraktığını tertemiz bir şekilde koruyamadık, kolluyamadık...
Ama kemiklerin sızlamasın. Ne pahasına olursa olsun bu topraklar üzerinde tek bir ocak tütünceye kadar bu bayrak asla inmiycek!
NE MUTLU TÜRKüM DİYENE!!

14 Temmuz 2009 Salı

Tepkisiz Millet.....

Zamanla çok tepkısız bır mıllet olmuşuz. Başımıza gelenlere sadece oturdugumuz yerden konusup ahkam kesmekle gecıyor omrumuz.. Sonrada ezılmekten somurulmekten sıkayet ediyoruz. Halbuki kafamızı kaldırıp bir baksak az bır cesaretle uzerımze dusenı yapsak kendımızı savunmak sesımızı cıkarmak soyledıklerımızı bıraz da uygulamak gibi...kaba kuvvet demiyorum...ama oturdugun yerden kımse senı tınlamaz bır sınek vızıltısıdır sesin...

Velhasıl kelam sözü şuraya bağlıycam. Ben kendi şahsıma gereken yerlere gereklı maıllerı attım bu okul harcları zammı ıcın. Her ne kadar ben magduru olmasam bıle bır genc olarak mıllet olarak bu haksızlıga bır ses cıkarmalıydım ve elımden gelenı de yaptıgımı dusunuyorum. Umarım fazlaca duyarlı oluruz...

9 Temmuz 2009 Perşembe

Kim Bu Blogun Sahibi?

Efendim bendeniz çekirdek bir ailenin ilk çocuğuyum. Acı ama gercek(!). İlk çocuk olmak her zaman iyi değil çünkü. ' Sen ablasın, sen büyüksün yapma..' vs. falan... Neyse bunlara hiç girmiyorum.
Kendi halinde, hatta okadar kendi halinde olduğu oluyorki dışardan dünyadan habersiz ruh gibi geziniyor bazen. Neyse ne diyorduk kendi halinde, uyumayı seven, tıkınmayı seven, müzik dinlemeyi, kitap okumayı, arada şiir yazcam diye kendini paralamayı seven...
Rock dinleyen ama rockcıyım diye övünmeyen...
Koyu bir Şebocu ( Şebnem Ferah )...
Sonuna kadar cimbomlu ( okadarki ölse takımını satmaz ama bilmeyen bilmez tabi..)...
Ölümüne Sarıyerli...
Sade ama sade bir insan.

Ha birde hayatında mühim öneme sahip ders kitaplarını unutmayalım...
Bir de çok eski sevdası olan kara kalem resimlerini...Profesyonelce bir şey değil ama maksat eğlence olsun:))

Efendim bu blogu kullanım amacıma gelince adı üstünde karalamadefteri. İçinde benden sayıklamalar saçmalamalarda dahil yeri geldi şiir, yeri geldi resim, yeri geldi yaralanabilceğiniz bilgilerde bulabilirsiniz.
Arada göz atarken yorumlarınızı ve fikirlerinizi paylaşırsanız çok sevinirim, benim için önemli olucaktır. Bu kadar gevezelik yeter

Teşekkürler, saygılar, iyi eğlenceler, iyi okumalar......

6 Temmuz 2009 Pazartesi

Nazımdan bir teselli

Her zamanki gibi yaşayacaksın sen. "Acılara tutunarak" yaşamayı öğreneli çok oldu. Hem ne olmuş yani, yalnızlık o kadar da kötü bir şey değil. Sen mutluluğu hiçbir zaman bir tek kişiye bağlamadın ki... Kentin hiç görmediğin sokaklarında gezip yeni yaşamlara tanık olmak da keyif verecek sana.Yine içeceksin rakını balığın yanında. Üstelik dilediğin kadar sarhoş olma özgürlüğü de cabası... Sen yüreğinin sesini dinleyenlerdensin ve biliyorsun asolan yürektir.Yürek sesi ne bilmeyenler, ya da bilip de duymayanlar acıtsa da içini unutma; yasadığın sürece o yürek var olacak seninle birlikte. Sen yeter ki koru yüreğini ve yüreğinde taşıdığın sevda duygusunu. Elbet bitecek güneşe hasret günler. Ve o zaman kutuplarda yetişen cılız ve minik bitkiler değil, güneşin çiçekleri dolduracak yüreğini...

N.Hikmet Ran

2 Temmuz 2009 Perşembe

SENİNLE ÖLMEK İSTİYORUM !!

Dağ başında bir avcı kulübesi
Yerler diz boyu kar
Ocakta ateş
Dışarıda rüzgar
Hadi gel
Önce sevişmeliyiz uzun uzun
Yerdeki ayı postunun üzerine uzanmalıyız
Bütün vücudunu santimetrekarelere ayırıp
Birer birer öpmeliyim
Ve sonra sımsıkı sarılmalıyım sana
Böylece ölmeliyiz
Aradan yıllar geçip
Bizi buldukları zaman
Etlerimiz çürümüş olsa da
Kemiklerimiz ayrılmamalı birbirinden
Hadi gel
Nefes almak hüner değil
Seninle ölmek istiyorum.

Karıma Mektup

11-11-1933
Bursa Hapishanesi

Bir tanem!
Son mektubunda:
´Başım sızlıyor yüreğim sersem! ´ diyorsun.
´Seni asarlarsa seni kaybedersem; diyorsun; ´yaşıyamam! ´
Yaşarsın karıcığım,
kara bir duman gibi
dağılır hatıram rüzgarda;
yaşarsın kalbimin kızıl saçlı bacısı
en fazla bir yıl sürer
yirminci asırlılarda ölüm acısı.
Ölüm bir ipte sallanan bir ölü.

Bu ölüme bir türlü razı olmuyor gönlüm.
Fakat emin ol ki sevgilim;
zavallı bir çingenenin kıllı,
siyah bir örümceğe benzeyen eli
geçirecekse eğer ipi boğazıma,
mavi gözlerimde korkuyu görmek için
boşuna bakacaklar Nazıma!

Ben,
alaca karanlığında son sabahımın
dostlarımı ve seni göreceğim,
ve yalnız yarı kalmış bir şarkının
acısını toprağa götüreceğim...

Karım benim!
İyi yürekli
altın renkli,
gözleri baldan tatlı
arım benim:
ne diye yazdım sana
istendiğini idamımın,
daha dava ilk adımında
ve bir şalgam gibi koparmıyorlar
kellesini adamın.

Haydi bunlara boş ver.
Bunlar uzak bir ihtimal.
Paran varsa eğer
bana fanila bir don al,
tuttu bacağımın siyatik ağrısı,
Ve unutma ki
daima iyi şeyler düşünmeli
bir mahpusun karısı.

Nazım Hikmet

YAŞAMAK

Biliyorum, kolay değil yaşamak,
Gönül verip türkü söylemek yâr üstüne;
Yıldız ışığında dolaşıp geceleri,
Gündüzleri gün ışığında ısınmak;
Şöyle bir fırsat bulup yarım gün,
Yan gelebilmek Çamlıca tepesine...
-Bin türlü mavi akar Boğaz'dan-
Her şeyi unutabilmek maviler içinde.
Biliyorum, kolay değil yaşamak;
Ama işte
Bir ölünün hâlâ yatağı sıcak,
Birinin saati işliyor kolunda.
Yaşamak kolay değil ya kardeşler,
Ölmek de kolay değil;
Kolay değil bu dünyadan ayrılmak

Her Gün Seninle


Güzel olan
Her günü seninle tekrar tekrar yaşamak
Erimek yarını olmayan zamanlarda
Durdurmak bir yerde bütün saatleri
Bütün kuralları kırıp parçalamak
Sonra varmak o yerlere
Mevsimlere dur demek
Kar yağarken çiçek açtırmak ağaçlara
Güneşi bir akşam saatinde tutup bırakmamak
Sonra doldurmak ay ışığını kadehlere
Delicesine içmekVe unutabilmek her şeyi ansızın
Sevmek seni en yücesiyle sevgilerin
Birlikte geçmiş, gelecek bütün çağları aşmak
Güzel olan
Sevmek seni Tanrılar gibi
Seninle Tanrılaşmak...
Bir gün bu akan sele dur diyeceğim, göreceksin
Ne bu şehir kalacak
Ne bu duygusuz sürü
Bu korkunç kalabalık
Her vapur seni getirecek bana
Bütün istasyonlarda seni bekleyeceğim
Kapılar sana açılacak
Senin için söylenecek şarkılar
Şiirler senin için yazılacak
Her evde bir resmin
Her meydanda bir heykelin olacak
Ve sen kimi gün bir rüzgar gibi
Kimi gün denizler gibi, bulutlar gibi
Kopup ötelerden, ötelerden
Yalnız bana geleceksin
Bir gün bu akan sele dur diyeceğim göreceksin.
Ben eskimeyen tek güzelliği sende gördüm
Sende buldum erişilmez hazları
Yanında sıyrıldım korkulardan, yalanlardan
Duyguların en ölmezini sende duydum
Susuzluğum dudaklarında dindi
Yalnızlığım ellerinde
Çoğu gün unuttum açlığımı
Sende doydum...
İlk defa seninle bütünlendim, anlıyor musun
Anladım yaşadığımı her nefes alışta
Seninle geçtim bütün zamanlardan
Seninle var oldum
Eridim seninle bir sonsuz çalkanışta.
Boynunda bir yer vardır, ben bilirim
Ne zaman oradan öpsem,
Değişir gözlerinin rengi
Yanar dudakların, terler avuçların
Dökülür kapkara aydınlık gibi
Omuzlarına saçların
Gitgide artar kalbinin vuruşları
Bir musiki halinde dünyamı doldurur
Ansızın bütün sesler kesilir
Zaman durur
Bir baş dönmesi başlar o en yükseklerde
Her gün seninle yeniden var oluruz
Eriyip kaybolduğumuz yerde...
Sesini duymadığım gün
Yaşanmış değil
Açan çiçek değil
Öten kuş değil
Yüzünü görmediğim gün
İçimde yıldızlar sönük
Güneşler güneş değil
Seni sevmediğim gün
Seni anmadığım gün
Olacak iş değil...
Her günüm seninle geçsin
O güneşe en yakın
Kimsenin varamayacağı bir dağ başında
Uçsuz bucaksız uzak denizlerde
İnsan ayağı değmemiş ormanlarda
Uzaklarda, en uzaklarda
O gemilerin uğramadığı limanlarda
Işığım ol, alınyazım ol benim
Vatanım ol, evim ol
Yeter ki bir ömür boyu benim ol
Her günüm seninle geçsin...

Ü. Yaşar Oğuzcan

Hürriyete Doğru


Gün doğmadan
Deniz daha bembeyazken çıkacaksın yola
Kürekleri tutmanın şehveti avuçlarında
İçinde bir iş görmenin saadeti
Gideceksin
Gideceksin ırıpların çalkantısında
Balıklar çıkacak yoluna karşıcı
Sevineceksin
Ağları silkeledikçe
Deniz gelecek eline pul pul
Ruhları sustuğu vakit martıların
Kayalıklarındaki mezarlarında
Birden
Bir kıyamettir kopacak ufuklarda
Denizkızları mı dersin, kuşlar mı dersin
Bayramlık seyranlar mı dersin, şenlikler cümbüşler mi
Gelin alayı, teller, duvaklar, donanmalar mı
Heeeey
Ne duruyorsun be at kendini denize
Geride bekleyenin varmış aldırma
Görmüyor musun her yanda hürriyet
Yelken ol, kürek ol, dümen ol, balık ol, su ol
Git gidebildiğin yere


Orhan Veli Kanık